
Apartman Yönetim Kurulu Kararlarının İptali Davası
Apartman Yönetim Kurulu Kararlarının İptali Davası. Türkiye’nin kentleşme sürecinde toplu yaşam alanlarının, apartmanların ve sitelerin yaygınlaşması, mülkiyet hukukunun en dinamik alanlarından biri olan Kat Mülkiyeti Hukuku’nu merkezi bir konuma taşımıştır. Bu hukuki ekosistemin temelinde, bağımsız bölüm maliklerinin bir arada yaşama iradesini ve ortak alanların yönetimini düzenleyen kararlar mekanizması yer almaktadır. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu (KMK), bu kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesi süreçlerini titizlikle düzenleyerek, hem mülkiyet hakkının korunmasını hem de toplu yaşamın gerektirdiği düzenin sürdürülmesini amaçlamaktadır. Ancak, “yönetim kurulu” veya daha geniş anlamda “kat malikleri kurulu” tarafından alınan kararların her zaman hukuka, hakkaniyete veya yönetim planına uygun olması beklenemez. Bu noktada devreye giren “kararların iptali davası” veya kanuni tabiriyle “hakimin müdahalesi”, mülkiyet hakkına yönelik haksız müdahalelerin dengelenmesi ve hukuki denetimin sağlanması açısından hayati bir işlev görmektedir.
Kat Mülkiyeti Hukukunun Temel İlkeleri ve Karar Alma Mekanizmaları
Kat mülkiyeti, arsa payı ve ana taşınmazdaki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyet türüdür. Bu sistemde, bağımsız bölüm üzerindeki münhasır haklar ile ortak yerler üzerindeki paylı mülkiyet hakları iç içe geçmiş durumdadır. Bu karmaşık yapı, ana taşınmazın yönetimi için kolektif bir iradenin oluşmasını zorunlu kılar. KMK çerçevesinde yönetim yetkisi, aslen kat malikleri kuruluna aittir ve bu kurul, taşınmazın en yüksek karar organıdır.
Kat Malikleri Kurulunun Hukuki Statüsü ve Yetki Sınırları
Kat malikleri kurulu, tüzel kişiliği bulunmayan ancak kanun koyucu tarafından kendisine belirli usuli yetkiler tanınmış bir organ niteliğindedir. Kurulun temel görevi, ana taşınmazın kullanılmasından, korunmasından, onarımından ve yönetiminden kaynaklanan uyuşmazlıkları çözmek ve genel yönetim ilkelerini belirlemektir. KMK’nın 32. maddesi, ana taşınmazın kat malikleri kurulunca verilen kararlar doğrultusunda yönetileceğini hükme bağlayarak bu kurulun “yasama” gücüne benzer bir yetkiyle donatıldığını teyit eder. Ancak bu yetki mutlak değildir; kurulun iradesi hem KMK’nın emredici hükümleriyle hem de taraflar arasında akdedilmiş bir “sözleşme” niteliğinde olan yönetim planıyla sınırlandırılmıştır.
| Karar Organı | Temel İşlevi | Hukuki Niteliği |
| Kat Malikleri Kurulu | Genel yönetim politikalarını belirlemek, yönetici seçmek ve bütçeyi onaylamak | En üst karar organı; kararları tüm malikleri bağlar |
| Yönetici / Yönetim Kurulu | Kurul kararlarını icra etmek, işletme projesini hazırlamak ve günlük işlemleri yürütmek | İcra organı; kat maliklerine karşı vekil gibi sorumludur |
| Denetçi | Yönetim faaliyetlerini denetlemek ve kurula rapor sunmak | İç denetim organı |
Yönetim Kurulu Kararları ve Kat Malikleri Kurulu Kararları Ayrımı
Hukuki terminolojide ve uygulamada sıkça yapılan bir hata, “yönetim kurulu kararları” ile “kat malikleri kurulu kararları” kavramlarının birbirinin yerine kullanılmasıdır. Yönetici veya birden fazla kişiden oluşan yönetim kurulu, kat malikleri kurulunun bir alt organıdır ve kural olarak sadece yürütme yetkisine sahiptir. KMK’nın 33. maddesi kapsamında açılan iptal davaları, kural olarak kat malikleri kurulu kararlarını hedef alır. Yönetim kurulunun (yöneticinin) aldığı tek taraflı kararlar (örneğin bir tamiratın kime yaptırılacağı veya günlük harcamalar), doğrudan mahkeme önünde iptal davasına konu edilemez. Menfaati zedelenen kat malikinin öncelikle bu itirazını kat malikleri kuruluna taşıması, kurulun bu konudaki tavrına göre (itirazın reddi veya sessiz kalınması durumunda) mahkemeye başvurması gerekmektedir. Bu hiyerarşik yapı, apartman içindeki uyuşmazlıkların öncelikle “iç çözüm yollarıyla” halledilmesini amaçlayan bir süzgeç mekanizmasıdır.
Hükümsüzlük Türleri: Kararların Sakatlığının Hukuki Dereceleri
Kat malikleri kurulu kararlarının hukuki geçerliliği, kararın alınış usulünden içeriğinin hukuka uygunluğuna kadar pek çok faktöre bağlıdır. Hukuk doktrininde ve Yargıtay içtihatlarında bu kararların sakatlık dereceleri “yokluk”, “mutlak butlan” ve “iptal edilebilirlik” olarak üçlü bir ayrıma tabi tutulmaktadır. Bu ayrım, davanın açılma süresinden mahkemenin uygulayacağı denetim biçimine kadar her aşamada belirleyici rol oynar.
Yokluk (Non-existence) Mekanizması
Bir kararın “yok” hükmünde sayılması, o kararın hukuken hiç doğmadığı anlamına gelir. Bu durum genellikle kararın kurucu unsurlarındaki temel eksikliklerden kaynaklanır. Yargıtay uygulamasına göre, bir toplantının hiç yapılmamış olması veya toplantı yeter sayısı (nisap) sağlanmadan karar alınmış olması, kararı yok hükmüne sokar. Özellikle çağrı usulüne hiç uyulmaması ve kat maliklerinin iradesinin bir araya gelmesini engelleyen temel usul hataları bu kategoridedir. Yoklukla sakat olan bir karar, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin hukuken varlık kazanamaz; dolayısıyla bu durumun tespiti için açılacak davalarda KMK 33’te öngörülen hak düşürücü süreler uygulanmaz.
Mutlak Butlan (Absolute Nullity) ve Kamu Düzeni
Kararın konusu, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlaka veya mülkiyet hakkının özüne aykırı ise bu karar mutlak butlanla sakattır. Mutlak butlan hallerinde karar hukuken doğmuştur ancak doğuştan itibaren ölüdür. Örneğin, anagayrimenkulün ortak alanlarının oybirliği sağlanmaksızın bir malike özgülenmesi veya kanunun emredici nitelikteki oybirliği şartlarını (meskenin işyerine çevrilmesi gibi) ihlal eden kararlar mutlak butlanla hükümsüzdür. Yargıtay, özellikle mülkiyet hakkını doğrudan kısıtlayan (örneğin bağımsız bölümün kiraya verilmesinin yasaklanması gibi) kararların süresiz olarak iptal edilebileceğini, zira bu kararların mülkiyetin anayasal özüne aykırı olduğunu vurgulamaktadır.
İptal Edilebilirlik (Annullable Decisions) ve Hak Düşürücü Süreler
KMK 33. maddesinin asıl uygulama alanı, iptal edilebilir nitelikteki kararlardır. Bu kararlar, kurucu unsurları tam olan ve emredici kurallara aykırı olmayan, ancak alınış usulünde (çağrı süresine uyulmaması, imza eksikliği vb.) veya yerindelik denetiminde (hakkaniyete aykırılık) sakatlık barındıran kararlardır. Bu kararlar mahkemece iptal edilene kadar geçerli ve bağlayıcıdır. Kanun koyucu, bu tür uyuşmazlıklarda hukuki istikrarı korumak adına çok kısa hak düşürücü süreler öngörmüştür. Süresi içinde dava açılmayan iptal edilebilir kararlar, içindeki hukuka aykırılıkla birlikte kesinleşmiş kabul edilir.
İptal Davasının Tarafları: Aktif ve Pasif Husumet Ehliyeti
Davanın usulden reddedilmemesi için en kritik aşama, taraf teşkilinin doğru yapılmasıdır. KMK, kimlerin dava açabileceğini (davacı sıfatı) ve davanın kime karşı açılacağını (davalı sıfatı) özel olarak düzenlemiştir.
Davacı Sıfatı: Kimler Hak Arayabilir?
İptal davası açma yetkisi birincil olarak her bir kat malikine aittir. Ancak mülkiyet hakkının kullanımından doğrudan etkilenen diğer kişiler de sınırlı koşullarda bu hakka sahiptir.
- Kat Malikleri: Toplantıya katılarak olumsuz oy kullanan veya toplantıya hiç katılmayan her malik dava açabilir. Toplantıya katılıp “olumlu” oy veren malikler, kendi iradeleriyle bağlı olduklarından sonradan iptal davası açamazlar.
- Kiracılar ve Sınırlı Ayni Hak Sahipleri: Bağımsız bölümden kira sözleşmesine, sükna hakkına veya intifa hakkına dayanarak sürekli yararlanan kişiler, ancak kararın doğrudan kendilerini ilgilendirmesi ve menfaatlerini zedelemesi (örneğin fahiş aidat artışı veya ortak alan kullanım kısıtlaması) durumunda dava açabilirler.
- Yöneticiler: Yönetici, hem bir kat maliki olarak hem de kendi görev alanını ilgilendiren hususlarda (örneğin bütçenin iptali halinde görev yapamayacak olması) bu davayı ikame edebilir.
| Davacı Tipi | Dava Açma Koşulu | Dayanak |
| Muhalif Kat Maliki | Karara olumsuz oy vermiş olmak ve şerh düşmek | KMK m. 33/1 |
| Katılmayan Kat Maliki | Toplantıya herhangi bir sebeple iştirak etmemek | KMK m. 33/1 |
| Menfaat Sahibi (Kiracı vb.) | Kararın hak ve yararları doğrudan zedelemesi | KMK m. 33/2 |
Davalı Sıfatı: Husumet Kime Yöneltilmelidir?
İptal davasında husumetin kime yöneltileceği konusu, 2007 yılında yapılan 5711 sayılı Kanun değişikliği ile önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Eskiden davanın tüm kat maliklerine karşı açılması zorunluluğu varken, mevcut düzenleme ile davacıya seçimlik bir hak tanınmıştır.
- Yöneticiye Karşı Dava: KMK 38. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, kurul kararlarının iptaline ilişkin davalar kat maliklerini temsilen yöneticiye husumet yöneltilmesi suretiyle açılabilir. Bu düzenleme, davacı malikin onlarca komşusunu tek tek davalı gösterme zahmetinden kurtulmasını sağlar. Bu durumda yönetici, davayı tüm kat maliklerine duyurmakla yükümlüdür.
- Olumlu Oy Veren Maliklere Karşı Dava: Davacı dilerse, iptali istenen kararın oluşması için el kaldıran (olumlu oy veren) tüm kat maliklerini davalı olarak gösterebilir. Ancak bu durumda eksik taraf teşkili yapılmaması kritik önemdedir; karara ‘evet’ diyenlerin bir kısmı dışarıda bırakılırsa mahkeme taraf teşkilinin sağlanması için süre verir.
- Temsilcilerin Durumu: Kat maliki toplantıda bir vekil ile temsil edilmişse, husumet vekile değil bizzat kat malikine yöneltilmelidir; zira vekilin hukuki eyleminin sonuçları müvekkilinin malvarlığı ve hakları üzerinde doğar.
Dava Açma Süreleri ve Hak Düşürücü Nitelik
KMK 33. maddesi, iptal davası için üç kademeli bir süre öngörmüştür. Bu süreler sadece “iptal edilebilir” nitelikteki kararlar için geçerlidir ve hakimin re’sen gözetmesi gereken cinstendir.
- Toplantıya Katılanlar İçin 1 Aylık Süre: Kararın alındığı tarihten itibaren başlar. Bu sürenin kullanılabilmesi için malikin karara “muhalif” kalması ve bunu tutanağa yazdırması şarttır.
- Toplantıya Katılmayanlar İçin 1 Aylık Süre: Kararı “öğrendikleri” tarihten itibaren başlar. Öğrenme olgusu, kararın kapıya asılması, yönetici tarafından tebliğ edilmesi veya sözlü olarak bildirilmesiyle gerçekleşebilir.
- Her Halükarda 6 Aylık Üst Süre: Kararın öğrenilip öğrenilmediğine bakılmaksızın, karar tarihinden itibaren 6 ay geçmekle dava açma hakkı düşer. Bu süre, hukuki güvenliği sağlamak adına konulmuş bir “tavan” süredir.
Ancak unutulmamalıdır ki, kararın “yokluk” veya “mutlak butlan” ile malul olduğu iddialarında bu süreler işlemez; zira bu tür ağır hukuki sakatlıklar zamanın geçmesiyle iyileşmez. Ayrıca 14.11.2007 tarihinden önce alınmış kararlar için de Yargıtay eski içtihatları gereği süre şartı aramamaktadır.
Görevli ve Yetkili Mahkeme ile Yargılama Usulü
Kat mülkiyetinden kaynaklanan her türlü uyuşmazlıkta, uyuşmazlığın değerine bakılmaksızın görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesi‘dir. Bu kural KMK Ek Madde 1 ile getirilmiş özel bir görev kuralıdır.
Yetki Kuralının Kesinliği
Yetkili mahkeme, ana taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir. Bu yetki kuralı kesin niteliktedir; taraflar bir “yetki sözleşmesi” ile uyuşmazlığı başka bir yer mahkemesine taşıyamazlar. Eğer apartman veya site birden fazla parsel üzerinde kuruluysa ve toplu yapı yönetimine geçilmemişse, yetki ve görev kuralları genel hükümlere (Asliye Hukuk Mahkemesi) kayabilir, bu nedenle “toplu yapı” statüsünün tapuda tescil edilip edilmediği davanın başında mutlaka incelenmelidir.
Basit Yargılama Usulü ve İnceleme Kapsamı
Kat mülkiyeti davaları, hızlı sonuçlandırılması gereken işlerden kabul edildiği için HMK uyarınca “basit yargılama usulüne” tabidir. Hakim, tarafların iddialarını incelerken sadece dilekçelerle bağlı kalmaz; bizzat ana taşınmazın bulunduğu mahale giderek “keşif” yapar, bilirkişi (mimar, mühendis, hukukçu) raporları alır ve yönetim planını satır satır inceler. Hakim, kararı iptal ederken sadece “iptal” ile yetinir; kurulun yerine geçerek “şu kararın alınmasına” diyemez. Ancak KMK 33 uyarınca uyuşmazlığın çözümü için “gerekli tedbirleri” alma ve taraflara süre verme yetkisine sahiptir.
Yeni Dönem: Zorunlu Arabuluculuk Şartı (2023 Reformu)
7445 sayılı Kanun ile 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’na eklenen 18/B maddesi, 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren kat mülkiyeti uyuşmazlıklarında dava açmadan önce arabulucuya başvurulmasını zorunlu hale getirmiştir.
Uygulama Mekanizması ve İstisnalar
Artık bir kat maliki, kurul kararının iptali için doğrudan mahkemeye dilekçe veremez. Öncelikle adliyelerdeki arabuluculuk bürolarına başvurarak karşı taraf (yönetici veya olumlu oy verenler) ile bir araya gelmek zorundadır. Arabuluculuk süreci, uyuşmazlığın 3-4 hafta içinde çözülmesini amaçlar.
- Anlaşma Halinde: Hazırlanan tutanak mahkeme ilamı hükmündedir ve dava yolunu kapatır.
- Anlaşamama Halinde: Arabulucunun düzenlediği “son tutanak” ile birlikte dava açılabilir. Eğer bu tutanak dava dilekçesine eklenmezse, mahkeme davacıya bir haftalık kesin süre verir; bu süreye rağmen tutanak sunulmazsa dava usulden reddedilir.
Ancak ihtiyati tedbir talepli davalarda veya kararın icrasının durdurulması gereken çok acil durumlarda dahi bu sürecin işletilmesi gerektiği, ancak tedbir taleplerinin mahkemece arabuluculuk sürerken de değerlendirilebileceği doktrinde tartışılmaktadır. Toplu yapı statüsüne geçmemiş sitelerde uyuşmazlık KMK’ya değil genel hükümlere tabi olduğundan, bu tür yerlerde arabuluculuk zorunluluğu da doğmayabilir.
İptal Sebeplerinin Kategorizasyonu: Usul ve Esas Hataları
Mahkeme, iptal istemini değerlendirirken iki ana eksende inceleme yapar: Karar nasıl alındı (usul) ve ne karar alındı (esas).
Usuli İptal Sebepleri
Toplantının yapılma biçimine ilişkin hatalar en yaygın iptal sebepleridir.
- Çağrı Usulsüzlüğü: Kat maliklerine toplantı gününün, saatinin ve gündeminin usulüne uygun (taahhütlü mektup veya imza karşılığı) bildirilmemesi.
- Yetersiz Gündem: Toplantı çağrısında belirtilmeyen bir konunun (özellikle olağanüstü toplantılarda) sonradan gündeme alınarak karara bağlanması.
- Nisap Hataları: KMK’nın öngördüğü özel karar nisaplarına (4/5 çoğunluk, oybirliği vb.) uyulmaması.
- Vekalet Sorunları: Bir kişinin toplam bağımsız bölüm sayısının %5’inden fazlasını veya 2-40 bağımsız bölümlü binalarda ikiden fazla vekaleti temsil etmesi yasağına aykırı oy kullanımı.
Esasi İptal Sebepleri
Kararın içeriğinin hukuka veya dürüstlük kuralına aykırı olmasıdır.
- Mülkiyet Hakkına Müdahale: Bir malikin kendi bağımsız bölümünü kullanma hakkını haksız yere kısıtlayan kararlar (örneğin “öğrenciye kiraya verilemez” kararı).
- Hakkaniyete Aykırılık: Ortak giderlerin paylaşımında arsa payı oranının dışına çıkılarak bazı maliklere fahiş yükler getirilmesi.
- Mevzuata Aykırılık: Kat mülkiyeti kütüğündeki ana projeye aykırı imalat yapılmasına izin veren kararlar.
Kararın İcrasının Durdurulması ve İhtiyati Tedbir
İptal davasının açılmış olması, kendi başına o kararın icrasını durdurmaz. Bu, apartman yönetiminde bir kaos oluşmasını engellemek için benimsenmiş bir kuraldır. Ancak, kararın uygulanması durumunda telafisi güç zararlar doğacaksa (örneğin binanın dış cephesinin boyanması için toplanan paraların harcanması veya bahçedeki ağaçların kesilmesi), davacı HMK 389. maddesi uyarınca “ihtiyati tedbir” talep etmelidir.
Hakim, yaklaşık ispat ölçüsünde davanın haklılığına kanaat getirirse ve zararın doğacağını görürse, davanın sonuna kadar kararın uygulanmasını durdurabilir. Tedbir talepleri genellikle teminat karşılığında kabul edilir; ancak durumun aciliyetine ve haklılığına göre teminatsız da karar verilebilir.
İptal Kararının Geriye Etkisi ve Uygulama Sonuçları
Mahkeme, kat malikleri kurulu kararının iptaline hükmettiğinde, bu karar kesinleşmekle birlikte “geçmişe etkili” (ex tunc) sonuçlar doğurur.
| Sonuç Türü | Etkisi |
| Hukuki Geçersizlik | İptal edilen karar alındığı andan itibaren hiç alınmamış sayılır |
| Parasal Sonuçlar | İptal edilen işletme projesine dayanarak ödenen aidatların iadesi veya mahsubu gerekir |
| Yöneticinin Durumu | Eğer yönetici seçimi iptal edilmişse, yöneticinin o tarihten sonraki işlemleri yetkisiz temsil hükmündedir |
| Yargılama Giderleri | Kararın iptali halinde masraflar tüm maliklerin ortak giderinden karşılanır |
İptal kararı sonrası hakim, kurulun yerine geçip yeni bir karar vermez; sadece mevcut olanı ortadan kaldırır. Kurul, mahkemenin iptal gerekçelerini dikkate alarak aynı konuda yeniden toplanabilir ve bu kez hukuka uygun bir karar alabilir. Bu durum, kat malikleri iradesinin özerkliğine duyulan saygının bir sonucudur.
Özel Durumlar: Aidat Artışı ve Ortak Alan İşgalleri
Apartman yönetimlerinde en çok uyuşmazlık çıkan iki konu aidat (ortak gider) miktarları ve ortak alanların (çatı, bahçe, otopark) kullanımıdır.
Aidat Kararlarına İtiraz
Aidat artışları genellikle işletme projesi ile belirlenir. İşletme projesi kat malikleri kurulunda tartışılıp kabul edilmişse bir “kurul kararı” niteliğindedir ve 1-6 aylık sürelerde iptali istenebilir. Eğer proje sadece yönetici tarafından hazırlanıp tebliğ edilmişse, yedi gün içinde itiraz edilmelidir; itiraz halinde konu kat malikleri kuruluna gider. Aidatını ödemeyen malike karşı icra takibi yapılması durumunda, malik eğer kurul kararı sakatsa bunu iptal davasına konu ederek takibin dayanağını ortadan kaldırabilir.
Ortak Alan Kararlarının İptali
Ortak alanların bir malike tahsis edilmesi veya projesine aykırı şekilde değiştirilmesi (örneğin sığınağın depoya çevrilmesi) “mutlak butlan” nedenidir. Yargıtay, bu tür durumlarda süre şartı aramadan, her zaman “eski hale getirme” davası açılabileceğini ve bu davanın temelinde mülkiyet hakkının korunması yattığını belirtmektedir. Ortak alanların işgali durumunda, kat maliki yönetime başvurmalı; yönetim sessiz kalırsa doğrudan Sulh Hukuk Mahkemesi’ne başvurarak müdahalenin men’ini talep etmelidir.
Mahkeme Kararına Uymamanın Yaptırımları
Hakimin müdahalesi sonucunda verilen kararlar sadece kağıt üzerinde kalan temenniler değildir. KMK 33/3. fıkra uyarınca, hakimin belirlediği süre içinde kararı yerine getirmeyenlere mahkemece 250 TL’den 2.000 TL’ye kadar idari para cezası verilir. Bu ceza kesin niteliktedir ve kararın icrasını zorlamak için her seferinde yeniden uygulanabilir.
Daha da önemlisi, hakimin kararına uymamakta ısrar eden ve bu davranışı komşuları için “çekilmez” bir hal alan malik hakkında, diğer malikler sayı ve arsa payı çoğunluğuyla karar alarak KMK 25. maddesine göre “bağımsız bölümün mülkiyetinin kendilerine devredilmesini” talep edebilirler. Bu, kat mülkiyeti hukukundaki en ağır yaptırım olup, mülkiyetun el değiştirmesiyle sonuçlanır.
Hukuki İstikrar ile Bireysel Haklar Arasındaki Denge
Kat malikleri kurulu kararlarının iptali davası, çok katlı binaların ve devasa sitelerin yönetiminde “çoğunluğun diktatörlüğüne” karşı hukukun sunduğu en güçlü kalkandır. Kanun koyucu, 33. madde ile hakime “genel denetçi” sıfatı yükleyerek, mülkiyet hakkının toplu yaşamın gerekleri altında ezilmesini engellemiştir.
Modern hukuk uygulamasında, özellikle 2023 sonrası zorunlu hale gelen arabuluculuk süreciyle birlikte, bu davaların sadece birer çatışma alanı değil, aynı zamanda komşuluk hukukunun yeniden tesis edildiği birer müzakere platformuna dönüşmesi beklenmektedir. Ancak başarılı bir iptal davası süreci için;
- Kararın niteliğinin (yokluk, butlan, iptal edilebilirlik) doğru teşhis edilmesi,
- Hak düşürücü sürelere (1 ay – 6 ay) titizlikle uyulması,
- Husumetin (yöneticiye veya olumlu oy verenlere) usulünce yöneltilmesi,
- Arabuluculuk şartının yerine getirilmesi,
- Ve en önemlisi, kararın yönetim planına ve KMK’nın emredici hükümlerine aykırılığının somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir.
Apartman ve site yönetimi sadece idari bir süreç değil, temelinde mülkiyet hukukunun yattığı ciddi bir hukuki faaliyettir. Alınan her kararın yargı denetimine tabi olduğu bilinciyle hareket etmek, hem yöneticilerin sorumluluğunu azaltacak hem de kat malikleri arasındaki huzuru kalıcı kılacaktır.