Resmi Gazete Ekim 2025-1

Resmi Gazete – Ekim 2025 Hukuk Değişiklikleri


Resmi Gazete – Ekim 2025 Hukuk Değişiklikleri, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli stratejik yönelimlerini belirleyen ve salt idari rutinlerin ötesine geçen kritik hukuki düzenlemelerle şekillenmiştir. Bu dönemde yayımlanan mevzuat, çevresel sürdürülebilirlik odaklı yeşil dönüşüm (Ulusal Döngüsel Ekonomi Genelgesi ), merkeziyetçi ekonomik planlama yoluyla kamu maliyesinin yeniden düzenlenmesi (KİT’lerin 2026 yılı için belirlenen 679.4 milyar TL’lik yatırım programı ) ve temel hakların korunması kapsamında adil yargılanma hakkının yüksek yargı organınca (AYM’nin işe iade arabuluculuk sürecine ilişkin iptal kararı ) güçlendirilmesi olmak üzere üç ana eksende yoğunlaşmıştır. Yürütmenin ulusal stratejileri belirleme gücünü gösteren Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ve Kararları ağırlıkta olsa da, bir usul hukuku kurumunun anayasal sınırlarını yeniden belirleyen AYM kararı , hukuki uygulamada köklü bir değişiklik yaratarak bu dönemin hukuki spektrumunu genişletmektedir.

1. GİRİŞ: EKİM 2025 MEVZUAT GÜNDEMİNİN STRATEJİK YORUMU

A. Ekim Ayı Mevzuatının Genel Eğilimleri ve Hukuki Spektrumu

Ekim 2025 Resmî Gazete gündemi, klasik idari rutinlerin ötesinde, Türkiye’nin orta ve uzun vadeli stratejik yönelimlerini somutlaştıran üç ana eksende yoğunlaşmıştır: çevresel sürdürülebilirlik odaklı yeşil dönüşüm, merkeziyetçi ekonomik planlama yoluyla kamu maliyesinin yeniden düzenlenmesi ve nihayet, temel hakların korunması kapsamında adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakkının yüksek yargı organınca güçlendirilmesi.

Bu dönemde yayımlanan mevzuatın hukuki hiyerarşisi, Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Cumhurbaşkanı Kararları ve Yönetmelikler ağırlığındadır. Bu dağılım, yürütme organının ulusal stratejileri belirleme ve uygulama gücünün yüksek olduğunu teyit etmekte, yasal çerçevelerin hızla güncel politikalara adapte edildiğini göstermektedir. Bu rapor, Resmî Gazete’de ilan edilen bu yürütme kararnamelerinin sektörel ve idari etkilerini incelemenin yanı sıra, hukuki uygulamada köklü bir değişiklik yaratan kritik bir Anayasa Mahkemesi (AYM) kararını da ele alarak analitik kapsamı genişletmektedir.

B. Mevzuat Hiyerarşisi İçerisindeki Kritik Düzenlemelerin Konumu

Ekim ayı mevzuatında öne çıkan düzenlemeler, hukuki bağlayıcılık ve etki alanları açısından farklı pozisyonlara sahiptir.

  1. Genelge 2025/17 (Döngüsel Ekonomi): Bu belge, yasal norm olmaktan ziyade, stratejik bir politika belgesi olarak konumlanmaktadır. Doğrudan hukuki yükümlülükler getirmese de, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİİDB) koordinasyonunda hazırlanmış olması, gelecekteki tüm idari düzenlemeler, teşvik mekanizmaları ve ikincil mevzuat için bağlayıcı bir vizyon ve çerçeve sunmaktadır. Tüm kamu kurumlarını, belirlenen ulusal hedefler doğrultusunda hareket etmeye zorunlu kılmaktadır.
  2. Karar 10501 (KİT Yatırım Programı): Bu Cumhurbaşkanı Kararı, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) uyarınca yayımlanmıştır. Yürütme organının kamu işletmeleri üzerindeki mali planlama yetkisini somutlaştırır ve 2026 yılı makroekonomik istikrar hedeflerine ulaşılmasında kritik bir rol oynamaktadır.
  3. AYM Kararı 2025/121: Norm denetimi yoluyla 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun bir maddesini iptal eden bu karar, hukuki hiyerarşinin en üst seviyesinden bir müdahale olup, zorunlu arabuluculuk gibi usul hukuku kurumlarının anayasal sınırlar içinde kalmasını güvence altına almıştır. Karar, mahkemeye erişim hakkı bağlamında, hukuki uygulamayı doğrudan değiştiren en etkili hukuki gelişmedir.

2. ÇEVRE HUKUKUNDA DÖNGÜSEL EKONOMİ VE KAYNAK YÖNETİMİ DÜZENLEMELERİ

A. Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı (2025-2028) Analizi (Genelge 2025/17)

18 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2025/17 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi, Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi ve Eylem Planı’nı (2025-2028) yürürlüğe koymuştur. Genelge, küresel iklim değişikliği, su kıtlığı ve artan atık miktarları gibi çevresel sorunların yol açtığı zorluklara yanıt vermektedir. Hukuki arka plan ve amaç, Türkiye’nin Sıfır Atık yaklaşımını ulusal stratejik bir öncelik haline getirerek, 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşma vizyonuyla uyumlu, kaynak verimli bir ekonomik yapıya geçişi hızlandırmaktır.

Plan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (ÇŞİİDB) tarafından kamu ve özel sektör paydaşları ile işbirliği içinde hazırlanmıştır. Stratejik hedefler, döngüsel ürünler, atık önleme, azaltım ve döngüsel ekonominin yaygınlaştırılması başlıkları altında toplanmıştır. Toplam 6 stratejik hedefe ulaşılması için 44 kurum ve kuruluşun sorumluluğunda 53 eylem hayata geçirilecektir. Plan, 2053 itibarıyla geri dönüşüm oranını %70’e çıkarma hedefine odaklanırken, yenilenen üretim teknolojileri ve atık yönetimi sayesinde yıllık 210 milyar TL ile 350 milyar TL arasında ek katma değer sağlanması öngörülmektedir.

Bu strateji, çevresel hukukun sadece kirlilik sonrası denetimden ibaret olmaktan çıkıp, ulusal sanayi ve yatırım politikalarının merkezine taşındığını göstermektedir. Genelge’de yapılan “eko-tasarım, inovasyon ve yatırım” vurgusu, hukuki yükümlülüklerin artık üretim sürecinin en başında başlayacağını işaret etmektedir. Sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak için, ürünlerin tasarım aşamasında kaynak verimliliğini zorunlu kılan yeni düzenlemeler öngörülmektedir. Bu eğilim, Türkiye’nin Yeşil Mutabakat’a ve Gümrük Birliği’ne uyum sürecinde sanayi ve ticaret hukukunda hızla yasal uyum gerektireceği anlamına gelmektedir.

Kurumsal düzlemde, Eylem Planı kapsamındaki faaliyetlere ilişkin ilerleme raporlarının ilgili kamu kurumları ve kuruluşları tarafından altı ayda bir ÇŞİİDB’ye gönderilme zorunluluğu getirilmiştir. Bu merkezi raporlama ve izleme mekanizması, ÇŞİİDB’nin diğer sektörler ve kamu kurumları üzerindeki düzenleyici ve denetleyici yetkisini önemli ölçüde artırmış, Bakanlığı yeşil ekonomi politikalarının uygulanmasında hukuki ve idari anlamda bir ‘süper-düzenleyici’ konuma taşımıştır. Bu stratejik dönüşüme paralel olarak, Ekim ayında yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, çevresel standartların ve denetim mekanizmalarının sıkılaştırılması yönündeki ikincil mevzuat hamlelerinin başladığını teyit etmektedir.

Ulusal Döngüsel Ekonomi Stratejisi (2025-2028) Temel Hukuki/Ekonomik Çıktılar

Stratejik HedefHukuki Dayanak (Genelge)Kantitatif Hedef (2053)Hukuki Uygulama Alanı
Yeşil Dönüşüm ve Karbon NötrCumhurbaşkanlığı Genelgesi 2025/17Net Sıfır EmisyonSanayi Lisansları, Yeşil Taksonomi
Atık Yönetimi VerimliliğiSıfır Atık YaklaşımıGeri Dönüşüm Oranı %70Çevre Denetimi, Atık Toplama Sektörü
Ekonomik Katkı53 Eylem PlanıYıllık 210-350 Milyar TL Katma DeğerTeşvik Mekanizmaları, Yatırım Hukuku

B. Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelikte Değişiklik

18 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan bir diğer önemli düzenleme, Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğe yeni hükümler ekleyen değişikliktir. Bu düzenleme ile, 19/6/2007 tarihli orijinal Yönetmeliğin 74/A maddesinden sonra gelmek üzere, “Millet Bahçelerinin kiraya verilmesi” başlıklı yeni bir madde (Madde 74/B) eklenmiştir.

Yeni madde, ÇŞİİDB tarafından “Millet Bahçesi” olarak belirlenen alanlarda bulunan Hazine taşınmazları üzerindeki ticari birimlerin kiralanma usulünü düzenlemektedir. Buna göre, bu ticari birimler, bahçelerin bakım, onarım, güvenlik, temizlik ve benzeri yönetim uygulamalarının yürütülmesini temin etmek amacıyla, Bakanlığa bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşlara protokol yoluyla hasılat ve/veya gelir paylaşımı yöntemiyle kiraya verilebilecektir.

Bu düzenleme, idari hukuk ve kamu maliyesi kesişiminde önemli bir esneklik sağlamaktadır. Millet Bahçesi ticari birimlerinin kiralanması, klasik kamu ihale usullerinden (4734 sayılı Kamu İhale Kanunu) ayrılarak, doğrudan protokol ile Bakanlıkla ilişkili kuruluşlara devredilebilmektedir. Bu yaklaşım, idarenin hizmet alımında daha hızlı ve bütüncül bir yönetim standardı yakalamasını amaçlamaktadır. Hasılat paylaşımı modelinin tercih edilmesi, idari riskleri minimize etmeye yardımcı olurken, aynı zamanda özel sektör mantığıyla çalışan kamu iştiraklerinin (örneğin TOKİ’ye bağlı şirketler) hızla devreye alınmasına olanak tanır. Bununla birlikte, bu istisnai kiralama usulü, kamu kaynaklarının yönetiminde rekabet ilkesi ve şeffaflık açısından dikkatli bir izleme gerektirmektedir.

3. KAMU MALİYESİ VE İŞLETME YÖNETİMİNDE 2026 STRATEJİLERİ

A. Kamu İktisadi Teşebbüsleri (KİT) 2026 Genel Yatırım ve Finansman Programının Hukuki ve Ekonomik Analizi (Karar 10501)

18 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 10501 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, Kamu İktisadi Teşebbüsleri ve Bağlı Ortaklıklarının 2026 yılına ait Genel Yatırım ve Finansman Programının tespit edilmesini kapsamaktadır. Karar, 233 sayılı KHK uyarınca hazırlanmış olup, temel amacı, kamu işletmelerinin ülke kaynaklarını etkin ve verimli kullanmasını sağlamak ve kendi değerlerini azami düzeye çıkarmaktır.

Kararın kapsamı oldukça geniştir; 233 sayılı KHK’ya tabi KİT’lerin ve bağlı ortaklıklarının yanı sıra, 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanuna tabi olup sermayesinin %50’sinden fazlası kamuya ait olan kuruluşları da kapsamaktadır. Mali hedeflere bakıldığında, bu Karar ile Kamu Teşebbüslerinin 2026 yılı toplam yatırım hedefinin 679.4 milyar TL olarak belirlendiği görülmektedir.

Bu yüksek yatırım hedefi, Türkiye ekonomisinde stratejik sektörlerde (enerji, altyapı, ulaştırma vb.) kamu işletmeleri aracılığıyla merkeziyetçi ve devlet destekli yatırım modelinin devam ettiğini açıkça göstermektedir. Bu, KİT’lerin sadece ticari kuruluşlar olarak değil, aynı zamanda kamu hizmeti ve makroekonomik altyapı geliştirme misyonunu sürdürdüğünü teyit eder. Hukuki açıdan bu durum, 233 sayılı KHK’nın öngördüğü ticari verimlilik hedefleri ile bu devasa kamu yatırım yükümlülüğünün nasıl dengelendiği sorusunu gündeme getirmektedir.

Ayrıca, Karar 10501’in kapsamının, Özelleştirme Kanunu’na tabi kuruluşları da içermesi dikkat çekicidir. Bu durum, bu kuruluşların hem özelleştirme süreci içinde kalmaya devam ettiğini hem de 2026 yılında kapsamlı bir yatırım programına dahil edildiğini göstermektedir. Bir yandan “satılabilirlik” hedeflenirken, diğer yandan büyük ölçekli yatırım yapılması, kuruluşların hukuki ve mali risk yönetimi açısından dikkatli bir yaklaşım sergilemesini gerektirmektedir. Karar, programın uygulanmasında hesap verebilirlik ilkelerinin altını çizerek bağımsız denetim kuruluşları gibi denetim mekanizmalarına atıfta bulunmaktadır.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri 2026 Yatırım Programı (Karar 10501) – Hukuki ve Mali Çerçeve

Yasal DayanakKarar No / TarihFinansal Hedef (2026)Hukuki KapsamTemel Stratejik Amaç
233 Sayılı KHK / 4046 Sayılı Kanun10501 / 17.10.2025679.4 Milyar TL YatırımKİT’ler ve Bağlı Ortaklıklar (%50+ Kamu Payı)Ülke Kaynaklarını Verimli Kullanma ve Değer Artırma

4. İŞ HUKUKUNDA ANAYASA MAHKEMESİ İLE ERİŞİM HAKKININ GÜÇLENDİRİLMESİ

A. AYM’nin 7036 Sayılı Kanun m.3/15 İptal Kararının Detaylı Hukuki Analizi (E. 2024/157, K. 2025/121)

Ekim ayı mevzuatında yer almamakla birlikte, hukuki uygulamayı kökten değiştiren en önemli güncel gelişme, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) 3 Haziran 2025 tarihli ve E. 2024/157, K. 2025/121 sayılı kararıdır. Bu karar ile 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesinin 15. fıkrası iptal edilmiştir. İptal edilen hüküm, asıl işveren–alt işveren ilişkisi bulunan işe iade talepli arabuluculuk süreçlerinde, bir anlaşmanın sağlanabilmesi için işverenlerin arabuluculuk görüşmelerine birlikte katılmalarını ve iradelerinin birbirine uygun olmasını zorunlu kılıyordu.

AYM’ye yapılan başvuru ve temel gerekçeler, bu zorunluluğun işçiye aşırı bir yük getirmesi ve çoğu durumda asıl işverenin kimliğini tespit etmenin işçi açısından fiilen imkânsız olması üzerine kuruluydu. Uygulamada, işverenlerden birinin görüşmelere katılmaması halinde, dava şartı tamamlanmadığı gerekçesiyle işçinin açtığı dava usulden reddedilmekteydi, bu da Anayasa’nın 36. maddesiyle güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkını fiilen sınırlandırmaktaydı.

AYM, kararında, kuralın uyuşmazlığın erken çözümü gibi meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmekle birlikte, bu amaca ulaşmak için seçilen aracın (iki işvereni bir araya getirme yükümlülüğü) ölçülülük ilkesinin (Anayasa m.13) gerektirdiği sınırları aştığını tespit etmiştir. Mahkeme, işçinin kontrolü dışında kalan bu koşulun, mahkemeye erişim hakkı üzerinde orantısız bir kısıtlama yarattığı sonucuna varmıştır.

Bu karar, zorunlu arabuluculuk kurumunun varlığını sorgulamamakla birlikte, bu usulün işleyişinde temel hakları kısıtlayıcı bir “sınırlama aracı” olarak kullanılamayacağını kesinleştirmiştir. İptal, arabuluculuk sürecini işçi açısından daha pratik hale getirirken, arabuluculuğun dava şartı olma niteliğini korumuştur. İşçi, artık alt işverene başvurduğunda, diğer tarafın (asıl işverenin) katılmaması nedeniyle dava şartının eksik kaldığı gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkından mahrum bırakılamayacaktır.

İşverenler (özellikle asıl işveren-alt işveren ilişkisinde bulunan şirketler) için bu karar, hukuki stratejilerini kökten değiştirecektir. İptal öncesinde asıl işveren, arabuluculuk sürecine katılmayarak veya irade beyanını sunmayarak davanın usulden reddedilmesini sağlayabiliyordu. Artık bu usuli kaçış yolu kapanmış, işverenler hukuki sorumluluklarını esasa dayalı olarak savunmak zorunda kalmıştır. Bu karar, süreç yönetim yükünü işçiden alarak, hukuki ilişkiyi daha net bilen ve yöneten işveren tarafına geri yüklemiştir.

İşe İade Arabuluculuk Süreci (Asıl/Alt İşveren) – AYM Kararı Sonrası Değişim

Hukuki Durumİptal Edilen Hüküm (7036 s.K. m.3/15)AYM Kararı Sonrası Durum (E. 2024/157, K. 2025/121)Hukuki Sonuç
ZorunlulukAnlaşma için iki işverenin de birlikte katılımı şarttı.Birlikte katılım şartı ve irade birliği aranmaz.İşçinin arabuluculuk sürecini başlatması kolaylaşmıştır.
Dava ŞartıEksik katılım durumunda dava şartı tamamlanmamış sayılırdı.Eksik katılım, davanın esastan incelenmesine engel teşkil etmez.Mahkemeye erişim üzerindeki usuli engel kalkmıştır.
Anayasal DayanakÖlçülülük ilkesi ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık teşkil ediyordu.Anayasa m.13 ve m.36 güvence altına alınmıştır.Temel haklar lehine hukuki denge yeniden kurulmuştur.

5. KÜLTÜREL MİRASIN KORUNMASI VE İDARİ YENİDEN YAPILANMALAR

A. Yazma ve Nadir Basma Eserlerin Tespit ve Tescili Yönetmeliği (Türk Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı)

18 Ekim 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Yazma ve Nadir Basma Eserlerin Tespit ve Tescili Hakkında Yönetmelik, Türk Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı tarafından hazırlanmıştır. Yönetmelik, kamu kurum ve kuruluşlarında bulunan yazma ve nadir basma eserlerin tespiti, tescili ve kütüphanelere kazandırılmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemektedir. Dayanağı, 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’dur.

Hukuki açıdan önemli bir yenilik, “Nadir basma eser” tanımının netleştirilmesidir: bu terim, 1/11/1928 tarihli Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten önce basılmış olan, tarihi ve kültürel değere sahip kitap, risale ve nadir basılı süreli yayınları ifade etmektedir.

Yönetmelik, tescil işlemlerini yürütmek üzere Eser Tescil Komisyonu’nun kurulmasını öngörmektedir. Komisyon kararlarına itirazlar için ise, Başkanlık bünyesinde toplanan ve kararları kesin olan Eser Tescil Üst Komisyonu yetkilendirilmiştir.

Mevzuat, kültürel miras üzerindeki devlet kontrolünü hukuki bir araçla pekiştirmektedir. Yönetmeliğin 10. maddesi, Başkanlığın 2863 sayılı Kanunun 24. maddesinden kaynaklanan rüçhan hakkının (öncelikli satın alma hakkı) saklı tutulduğunu açıkça belirtmektedir. Bu durum, tescil işleminin sadece bir kataloglama faaliyeti olmaktan öte, mülkiyet hukukuna etki eden ve Başkanlığın eserlerin el değiştirmesi süreçlerinde öncelikli pozisyonunu güvence altına alan bir hukuki süreç olduğunu göstermektedir. Bu, özellikle kamu kurumları arasındaki tahsis veya devir işlemlerinde Türk Yazma Eserler Kurumu’nun söz sahibi olmasını sağlar.

İdari mevzuatın öngörülebilirliği açısından ise, bu Yönetmeliğin 13. maddesi, sadece bir ay önce, 5 Eylül 2025 tarihinde yayımlanmış olan önceki Yazma ve Nadir Basma Eserlerin Tespit ve Tescili Yönetmeliği’nin yürürlükten kaldırıldığını belirtmektedir. Bu kadar kısa bir süre içinde (Eylül’den Ekim’e) tam bir yönetmelik setinin revize edilerek yeniden yayımlanması, önceki metinde ya ciddi hukuki boşluklar ya da uygulama açısından kritik aksaklıklar tespit edildiğini, bu durumun da idari düzenlemelerin istikrarı açısından bir analiz konusu teşkil ettiğini göstermektedir.

B. Diğer İdari ve Sektörel Düzenlemeler

Ekim ayında yayımlanan diğer önemli idari ve sektörel düzenlemeler de mevcuttur. Bunlar arasında Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği’nde ve Ticaret Denetmenliği Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikler ile Elektrik Piyasasında Dağıtım ve Perakende Satış Faaliyetlerine İlişkin Kalite Yönetmeliği’ndeki değişiklikler sayılabilir. Bu düzenlemeler, çevresel hedeflere (Su Kirliliği Kontrolü), idari denetim yetkilerine (Ticaret Denetmenliği) ve enerji sektöründeki hizmet kalitesi standartlarına (Elektrik Piyasası) yönelik teknik uyumu ve güncellemeyi hedeflemektedir.

Ayrıca, Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı’nın (TİKA) iç idari yapısını ilgilendiren Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı Arşiv Hizmetleri Yönetmeliği’nin yürürlükten kaldırılmasına dair Yönetmelik ve TİKA Disiplin Amirleri Yönetmeliği’nin yayımlanması, Ajans’ın iç teşkilat yapısında kapsamlı bir yeniden yapılanma sürecinin parçası olarak değerlendirilmelidir.

6. SONUÇ, PRATİK ETKİLER VE SEKTÖREL ÖNERİLER

A. Ekim Ayı Mevzuatının Hukuki Güvenlik ve Öngörülebilirlik Açısından Değerlendirilmesi

Ekim 2025 dönemi mevzuatı, Türkiye’nin hukuki ve ekonomik dönüşümünün üç kritik boyutunu eş zamanlı olarak ele almıştır. Birincisi, Cumhurbaşkanlığı Genelgesi 2025/17 ve Karar 10501 ile yürütme organının, yeşil ekonomiye geçiş ve stratejik kamu yatırımları konusunda güçlü bir yönlendirme ve merkeziyetçi bir planlama sergilediği teyit edilmiştir. Bu, gelecekteki düzenleyici ortamın, özellikle sürdürülebilirlik hedefleri etrafında şekilleneceği anlamına gelmektedir.

İkincisi, AYM’nin 2025/121 sayılı kararı, zorunlu arabuluculuk gibi usuli kurumların, temel hakları kısıtlayıcı bir araç haline gelmesine karşı yüksek yargı dengeleyici bir rol oynamıştır. Mahkemeye erişim hakkı lehine tesis edilen bu denge, hukuki güvenilirliği artırmış ve adil yargılanma hakkının usul hukukundaki sınırlarını yeniden tanımlamıştır.

Üçüncüsü, Yazma ve Nadir Basma Eserler Yönetmeliği gibi alanlarda görülen hızlı ve ardışık mevzuat değişiklikleri, kültürel mirasın korunmasında idari kararlılığın yüksek olduğunu, ancak bu süreçlerin öngörülebilirlik açısından henüz tam bir istikrara kavuşmadığını göstermektedir.

B. İlgili Sektörler İçin Yapısal Uyum Önerileri

  1. Çevre ve Sanayi Sektörleri İçin Uyum:
    Ulusal Döngüsel Ekonomi Eylem Planı’nın getirdiği yüksek standartlı “eko-tasarım” ve kaynak verimliliği gereklilikleri, sanayiciler için ciddi yatırım maliyetleri oluşturacaktır. Şirketlerin, ÇŞİİDB’nin altı aylık ilerleme raporu talep etme yetkisi ışığında, uyum süreçlerini erkenden başlatmaları ve iç denetim/raporlama mekanizmalarını sürdürülebilirlik hedeflerine göre yapılandırmaları zorunludur.
  2. İşverenler (Asıl/Alt İşveren İlişkisi) İçin Hukuki Strateji Değişikliği:
    AYM kararı sonrasında, işe iade taleplerinde arabuluculuk sürecini, diğer işverenin katılmaması üzerinden usulden reddettirme stratejisi hukuki temelini yitirmiştir. Asıl işverenlerin, hukuki riskleri minimize etmek adına, arabuluculuk davetlerine aktif yanıt vermesi ve hukuki pozisyonlarını baştan esasa dayalı olarak netleştirmeleri gerekmektedir. Aksi takdirde, mahkemeye erişim engeli kalktığı için doğrudan yargılama sürecine dahil olma riski artacaktır.
  3. KİT ve İhale Hukuku Alanları:
    KİT’lerin 2026 yılı için belirlenen 679.4 milyar TL’lik yatırım hedefi, kamu ihaleleri piyasasında muazzam bir canlılık yaratacaktır. Özel sektör oyuncularının, bu projelerde yer alırken, Karar 10501’in getirdiği denetim ve hesap verebilirlik ilkeleri çerçevesinde şeffaflık ve mali disiplin beklentisiyle hareket etmeleri kritik önem taşımaktadır.
  4. Kültürel Miras Koleksiyoncuları ve Kurumlar:
    Yazma Eserler Yönetmeliği’nin getirdiği tescil zorunluluğu ve rüçhan hakkı uygulaması, kamu kurumlarında bulunan eserlerin gelecekteki mülkiyet transferlerini Devlet lehine sınırlandırıcı bir etki yaratacaktır. Kurumların, bu eserlerin hukuki statüsünü güvence altına almak için tescil süreçlerini hızla tamamlamaları ve Yazma Eserler Kurumu ile yakın koordinasyon içinde olmaları tavsiye edilmektedir.
  5. Kurakçıl Peyzaj Uygulamalarına İlişkin Usul ve Esaslar (Karar 10502):
    Yayımlanan 10502 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, su kıtlığı ve iklim değişikliği etkilerine karşı idari tedbirlerin alındığını göstermektedir. Kurakçıl peyzaj uygulamalarına ilişkin usul ve esasların belirlenmesi, su yönetimi ve şehircilik alanında kaynak verimliliğini artırmayı amaçlayan yapısal bir değişikliğin habercisidir. Bu kararın detayları henüz tam olarak analiz edilemese de, çevresel sürdürülebilirlik hedeflerinin (Genelge 2025/17’de belirtildiği gibi) somut idari kararlara dönüştüğünü göstermesi açısından önemlidir.

En Son Eklenen Yazılarımız